Geçenlerde bir masada oturdum, kulak misafiri oldum. Biri diyordu ki; “Şarap içenler biraz daha entelektüel olmalı. Rakı içen için avam hissiyatı ve şaraba atfedilen o gizemli entelektüalizm aslında bugünün meselesi değil. Konu tamamen bir algı ve hafıza meselesi.
Şöyle bir geriye, hafızamızı tazelemeye gidelim.
Bugün şaraba yüklenen o “seçkin” anlam, 1950’lerden 1980’lere kadar rakının tekelindeydi. O dönemin rakı servis eden mekânları son derece avangart, masadaki tipoloji ise elit bir “Kulüp Rakısı” profiliydi. Rakı modaydı, prestijdi.
Peki ya şarap? Şarap o yıllarda adeta toplumsal hiyerarşinin en altındaydı. “Şarapçı” bir statü değil, bir düşüş hikayesiydi. Masaları “Köpek Öldüren” tanımları süsler, şarap hor görülürdü.
Amerikan Rüyası ve Viski Çıkmazı:
80’lerle birlikte Türk burjuvazisi dünyaya açılınca ezber değişti. Sahneye yeni bir oyuncu girdi: Viski. Rakı ani bir inişe geçerken, viski avangartlığın yeni sembolü oldu. Yanına iliştirilen puro ile bir güç gösterisine dönüştü. Ancak bu topraklarda tutunamadı; çünkü viski-puro ikilisi Türk kimliğine çok “Amerikan” kaldı. Üstelik yerli üretiminin olmayışı, bu kültürün tabana yayılmasını engelledi.
İşte tam o dönemde şarap, depar atmadan önceki o sessiz bekleyişindeydi. Sinsi bir piko öncesi hazırlığı yapıyordu.
Viskinin dolduramadığı o kültürel boşluğa şarap, arkadan yavaş yavaş gelip birden atak yaparak sızdı. Son düzlük atağına ise sadece bir içki olarak değil; edebiyattaki, müzikteki ve yaşam tarzındaki değişimle girdi. Şarabın farklı bir dili, başka bir müziği vardı. Batı’dan bu kültürü hızla ithal ettik ve şarap kendi altın çağına yürüdü.
Bugün geldiğimiz noktada Türk toplumu bu hızlı kültürel dönüşümün içinde hâlâ ne olduğunu tam anlayamadığı için, güvenli limanı olan “Rakıda Kaldı”. Şarabın o entelektüel, gurme dünyası bir kesim için elit bir sığınak olurken, rakı popüler kültürün ana damarı olarak yerini korudu.
Gerçekçilik ve Romantizm
Aslında tüm bu tarihsel sosyolojiyi tek bir cümleyle özetlemek mümkün: “Rakı dostlarla, şarap sevgiliyle içilir.”
Çünkü rakı gerçektir; hayatın yükünü, memleket meselelerini, hesapsız dostlukları masaya yatırır. Şarap ise romantiktir; hayalleri, fısıltıları ve baş başalığı besler. Masada kimsenin aptal yerine konduğu yok; sadece herkes kendi ruhunun ve o anki ihtiyacının bedelini ödüyor. Biri hayatın sert gerçekliğine, diğeri ise şık bir romantizme…




YORUMLAR