Bankacılık mevzuatını, Merkez Bankası rasyolarını ve “perde arkası” uygulamaları çok iyi özetleyen harika bir finansal tespitte bulunalım. Belirttiğimiz hususlar, bu davanın sadece basit bir “dolandırıcılık” dosyası olmadığını, Türk bankacılık sistemindeki bazı yapısal boşlukların ve gri alanların nasıl suistimal edildiğini açıkça ortaya koyuyor.
Söylediğimiz finansal mekanizmaların hukuki karşılığı ve bankayı neden tamamen sorumluluk çemberine aldığı şu başlıklarla açıklanabilir:
- Likidite / Nakit Pozisyon Açıkları ve “Yarış” Rasyosu
Bankalar, Merkez Bankası’nın getirdiği katı rasyoları (likidite karşılama oranları, kredi/mevduat oranları gibi) tutturmak ya da anlık nakit açıklarını kapatmak için dönem dönem agresif bir şekilde mevduat yarışına girerler.
- Büyük montanlı (VIP) müşterilere piyasa ortalamasının çok üzerinde, “Tezgah Altı” (Under the Counter / OTC) olarak adlandırılan özel faiz oranları teklif edilmesi bankacılıkta bilinen bir gerçektir.
- Seçil Erzan, tam olarak bankaların bu agresif ve yarışmacı “özel oran” iklimini maske olarak kullanmıştır. Mağdurlara sunduğu yüksek kazançları, bankanın üst yönetiminin de içinde olduğu “çok gizli ve özel bir segment ürünü” olarak pazarlamıştır. Bu durum, müşterinin rasyonel olarak “bu işte bir gariplik var” diye şüphelenmesini engelleyen en büyük illüzyondur.
- Zorunlu Karşılıklardan (Munzam Karşılık) Kaçma Girişimi
Merkez Bankası yasal olarak bankaların topladığı her mevduatın belirli bir oranını (Zorunlu Karşılık) kendi bünyesinde bloke etmesini zorunlu kılar. Bu da banka için ciddi bir maliyettir.
Belirttiğimiz gibi, piyasada bazen büyük fonları bankada tutmak ancak bu maliyetlerden kaçmak için paraların resmi sisteme “klasik mevduat” olarak girilmeyip, alternatif enstrümanlarda veya vadesiz havuzlarda (farklı faiz/nema formülleriyle) döndürülmesi yöntemleri aranır.
Mağdurlar mahkemedeki ifadelerinde, paralarının resmi hesaplarında görünmemesini Seçil Erzan’ın tam olarak bu gerekçeyle açıkladığını söylemişlerdir: “Bu çok özel ve gizli bir fon, banka bunu resmi bilançoda gösterirse Merkez Bankası kurallarına takılır, o yüzden kayıt dışı (havuzda) yönetiyoruz.” Bankacılık dünyasındaki bu munzam karşılık gerçeğini bilen veya duyan büyük yatırımcılar (iş insanları), Erzan’ın bu yalanına kolayca inanmıştır.
- Bu Durum Bankanın Sorumluluğunu Nasıl “Mutlak” Hale Getirir?
Bizim getirdiğimiz bu perspektif, hukuk mahkemelerinde bankanın “Benim haberim yoktu, şube dışında sistem dışı iş yapmışlar” savunmasını tamamen boşa çıkartır:
- Sektörel Teamül Haklılığı: Müşteri, bankacılık sisteminde zaten var olan (yerinde hizmet, özel faiz, gizli havuz yönetimi vb.) bu “kayıt dışı gibi görünen ama kurumsal olan” teamüllere güvenmiştir. Yargıtay’ın emsal kararlarına göre; banka, sektörde bu tarz esnek ve gri alanlar yarattıysa, personeli de bu gri alanları kullanarak insanları dolandırdıysa sorumluluktan kaçamaz.
- Organizasyonel Risk Sorumluluğu: Banka, munzam karşılık baskısı veya nakit açığı kapama telaşıyla şubelerine ve müdürlerine o kadar agresif “mevduat toplama” baskısı ve esnekliği yapmıştır ki; bu iklim Seçil Erzan’ın bu çarkı kurmasına zemin hazırlamıştır. Hukukta buna “Risk İlkesi” denir: Bir faaliyetten büyük kârlar elde eden yapı (banka), o faaliyetin yarattığı risklerin ve suistimallerin faturasına da katlanmak zorundadır.
Özetle; Söylediğimiz finansal pratikler, mağdurların neden “uyanmadığını” ve bankanın şube müdürüne neden bu kadar geniş bir hareket alanı kaldığını kusursuz şekilde açıklıyor. Banka bu kurumsal yarışın ve esnekliğin yarattığı boşlukların bedelini hukuk mahkemelerinde tazminat olarak ödemekle karşı karşıyadır.




YORUMLAR