Ankara
Tıpkı geçen salı gibi bu salı da Meclis’teyiz.
Gelme sebebimiz belli; butlan sürecini hem anlamaya çalışıyoruz hem de içinden geçmekte olduğumuz ‘şey’i doğru adlandırma kaygımız var.
Artık siyaset sahnesinde yaşananları kendi gözümüzle görmeden değerlendirmek güç. Ki görerek de anlamak, net konuşmak çok kolay değil.
Geçen hafta seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’in son grup toplantısını izlemiş, seçilmişlerin parti tabanından aldığı desteği de görmüştük; okuyanlar hatırlayacaktır.
Atanmış Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Salı günün grup toplantısını ben yapacağım” demesi üzerine bu toplantıyı da yine Ankara’da gözlemlemek önemli olacaktı.
Parti grubunda nasıl karşılandığını, anlamlı bir destek bulabilip bulamadığını, çevresindeki kalabalığın kompozisyonunu kendi gözlerimizle görmek, iki tarafı karşılaştırarak resmi netlememizi sağlayacaktı…
Fakat öyle olamadı! Sabah çok erken saatlerde gittiğim TBMM Dikmen Kapısı’ndan içeriye girmemiz saatler sürdü. Kapılara yığılmış yüzlerce öfkeli CHP üyesi içeriye girmek için güvenlik görevlileriyle adeta boğuşuyordu. İçeriye alınmamayı kabul etmiyor, alınmamaları hâlinde orada durmaya devam edeceklerini söylüyorlardı.
Kalabalığı yararak, zar zor içeriye girebildiğimizde Meclis koridorlarının dahi ekstra güvenlik önlemleriyle denetlendiğini gördük. Bu olağanüstülüğün tek sebebi vardı; o da CHP TBMM Grubu toplantısına izleyici almamak. O sebeple CHP Grubu’na gelen misafirleri tespit edip dışarıya çıkarıyorlardı.
Bu uygulama, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un CHP Grubu’nun misafirsiz yapılacağını açıklamasıyla resmiyete de döküldü.
Hazır yeri gelmişken şuna da değinmeden geçmeyelim; Meclis’te yaşanan bu gerilimli saatlere Kurtulmuş’un dahil olmaması, bir kararla net duruş belirlememesi kulislerde fazlasıyla eleştirildi.
Ezcümle; erken saatlerde izleyebilmek için oturduğumuz CHP grup toplantısı salonundan, içeriden ve dışarıdan bakıldığında; Kılıçdaroğlu’nun seçilmişler için bir araya gelen bu öfkeli ve fazlasıyla CHP’li kalabalığı, grup salonundaki o kızgın CHP’lileri aşıp bu toplantıyı yapabilmesinin tek yolunun ‘müdahale’ olduğunu düşünmeden geçmek mümkün değildi.
Elbette Meclis’e polisle, gazla, suyla girilmesine pek de ihtimal verilmiyordu.
“Hangi parti olursa olsun, önce Meclis’in onurunu koruması gerektiğini bilir” diye anlatıyorlardı bu durumu.
Tüm Meclis’te, salı günü grubu olan tüm parti kulislerinde aynı soru dile getiriliyordu:
“Kılıçdaroğlu bu ortama nasıl gelecek?”
Zaten bir süre sonra da atanmışlar, Meclis’te bu işi yapamayacaklarını, Meclis’e gelmenin bir bozgunla sonuçlanabileceğini öngörüp, kendi grup toplantıları için yeni adres olarak CHP Genel Merkezi’ni gösterdi.
Tıpkı CHP İstanbul il binasında yaşananlar gibi, Gürsel Tekin’in o arabadan inip de il binasına giremediği gibi Kılıçdaroğlu da Meclis’e gelemedi.
Lafı eğip bükmeye gerek yok. Yaşanan tam da buydu; gelemediler.
Tamam, elbette ki farkındalığımız da yerli yerinde; bu karar verilmiş, işin içinde devlet var ve neler yaşanabileceğini kimse tam olarak bilemiyor, tam bir tahmin dahi yapılamıyor, anlık hamlelere göre siyaset üretiliyor, desek sanırım çok yanlış olmaz. Fakat itirazı olan kitlelerin önünde durmak, atananların bir türlü aşamadıkları ‘sorun’, tıpkı İstanbul’da olduğu gibi…
Bunları, yaşanacakları, olabilecekleri en baştan hesaba katmadan “Grup toplantısını ben yapacağım” demek de kulislerde son derece yanlış bir hamle olarak konuşuluyor.
“Siyasi bir başarı veya liderliğin kabulü hedefleniyorduysa Meclis’e de gelinebilmeliydi; bugün gelemeyen artık gelmeyecektir” yorumlarına sık denk geldim.
Anlayacağınız, siyasetçilerin bir sonraki adımı tam da kestiremediği bir süreç yaşanıyor CHP’de.
Ne olur, ne olacak soruları herkesin dilinde.
Genel tahminler ise Kılıçdaroğlu’nun partiden ihraç kararlarını hızla vereceği, çok sayıda seçilmişi devre dışı bırakacağı yönünde.
Bu arada ortalarda dolaşan her hukuki iddia kısa sürede çürüyor. Çünkü sürece ilişkin olarak yasal yollara dair dile getirilen her hamle iddiasının bir sonrası boşa, açığa düşüyor.
Hukuksuz bir kararla, olmayacak bir şekilde partiye el konduğu için bundan sonra atılacak adımlarda ya parti tüzüğüne uyulmayacak ya da yasalar bu konuda ne diyor, bakılmayacak!
Misal, TBMM Grup başkanvekillerini görevden aldığında grupta yeniden seçim yapması gerekeceği için bunun da aslında çözüm olmayacağı ve seçilmişlerin kurultay kararına kadar.
Meclis direnişlerini sürdürecekleri de göz önüne alındığında, çözümsüz bir düğümle baş başa kalınıyor.
Ne desen havada kalıyor.
CHP kulisleri ise dananın kuyruğunun yarın, yani perşembe günü Parti Meclisi toplantısında kopabileceği yönünde. “Kimbilir, belki de perşembe günü Meclis’ten Genel Merkez’e yürümemizi gerektirecek şeyler de yaşanabilir” diyorlar.
Parti Meclisi toplantısı neden önemli?
İddiaya göre, Kılıçdaroğlu hızla toplayacağı CHP MYK’da öngördüğü ihraçları dile getirecek ve çıkacak kararı onaylaması gereken Parti Meclisi’nin gündemine taşıyacak.
Dolayısıyla, CHP’de gözler bu kez perşembe günü olması beklenen gelişmelerde.

