Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

181 yılı geride bırakan polis teşkilatı ve polis amirinin intiharına neden olan sınavın perde arkası

Yıldönümü yaklaşırken, teşkilat mensupları bilhassa sosyal medyadan devleti yöneten siyasete veryansın ediyorlar bir süredir. Peki polis ne istiyor? Mevcut “12 saat çalışma karşılığında 36 saat istirahat” uygulamasının kanunla belirlenmesi. Spor karşılaşmaları, miting, konser gibi etkinliklerde polise ayrıca ücret ödenmesi. Aylık 160 saat üstü görev yapmaya karşılık “fazla mesai ücreti” ödenmesinin yasa hükmüne bağlanması. Fazla çalışma ücreti olan 6 bin 800 liranın, 30 bin liraya yükseltilmesi. 3201 Sayılı Polis Meslek Yasası’nda polisin özlük haklarının iyileştirilmesi. Polis her sesini yükselttiğinde her ne hikmetse devreye “bütçe olanakları” giriyor

Yıldönümü yaklaşırken, teşkilat mensupları bilhassa sosyal medyadan devleti yöneten siyasete

Devlet kurumları arasında “önemli” yere sahip polis teşkilatı, 181 yılı geride bıraktı bugün itibarıyla.

Yeri geldiğinde askerin, mülki idarenin, siyasetin, kamu kurumlarının hatta belediye zabıtasının görevlerini yapan ya da yaptırılan teşkilat konumundaki emniyetin geride bıraktığı son bir yılı, önceki yıllardan hiç de farklı olmadı maalesef.

Kamu kurumları içinde “muvazzaf” personel sayısıyla en kalabalık olmasının yanında giydiği üniformayla ve üzerinde taşıdığı silahla yasalara göre en geniş silah kullanma yetkisine sahip haliyle görev yapan teşkilat ve personeli, son yıllarda yaşadığı zor durumlardan henüz kurtulamadı.

Doğrusunu söylemek gerekirse, pek kurtulacak gibi de gözükmüyor. Teşkilat, elinde sihirli değnekle gelecek ve sorunları bir anda çözecek bir masal kahramanını bekliyor sanki.

Önceki yaş dönümlerinde aktardım. Hatırlatmak gerekirse; 10 Nisan 1845’te kuruluşu gerçekleşen emniyet teşkilatının – resmi internet sitesine göre – misyonu şu:

“Hukuk devleti ve insan hakları ilkeleri çerçevesinde, toplumun desteğini alarak, huzur ve güvenliği sağlamak amacıyla suç ve suçlularla mücadele etmek, bireylerin hak ve özgürlüklerini korumak.”

Bağlantılı olarak teşkilatın vizyonu da şöyle:

“Toplumla etkili iletişim ve iş birliği içerisinde suçla etkin mücadele eden uzmanlığa değer veren ve dinamik bir kurum olmak.”

Mevcut Emniyet Genel Müdürü Mahmut Demirtaş’ın, 2026 Yılı Performans Programı’nda kullandığı cümleler ise şu şekilde:

“(…) Günümüzde iç güvenliğin sağlanması, yalnızca suç oluştuktan sonra mücadele eden bir anlayışın ötesine geçmiş; riskleri önceden tespit eden, proaktif, insan odaklı, katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışının merkezine yerleşmiştir.

Bu doğrultuda Emniyet Teşkilatımız, güvenlik hizmetinin her bir aşamasında vatandaşlarımızın beklenti ve ihtiyaçlarını esas alan bir yaklaşım benimsemekte; toplumun aktif katılımını teşvik etmektedir.

Vatandaşlarımızla kurulan güçlü iletişim ve güven bağı ise teşkilatımızın en önemli güç kaynaklarından biri olmaya devam etmektedir. (…)”

Şimdi, emniyet teşkilatının misyonu, vizyonu ve mevcut genel müdürün sözlerini birlikte düşündüğümüzde ortaya çıkan tabloyu siz değerlendirin!

Polis ne istiyor?

Teşkilatın günümüzde yaşadığı sorunlar aslında hep aynı. Gazeteci olarak yaklaşık 40 yıldır yakından takip ettiğim teşkilatın problemleri, 40 yıl önce de aynıydı. Şimdi de aynı. Zaman içinde maalesef çözüm odaklı yaklaşılmadığı için sorunlar artık çözülemez hale geldi.

Sorunların çözümünde, deyim yerindeyse “pansuman” yapılarak günü birlik “geçiştirme” yoluna gidilmesi, bugün “nasırlaşma”ya neden oldu kaçınılmaz biçimde.

Babası “polis memuru” olanların çocukken yaşadıkları sorunların, şimdi kendilerinin “polis müdürü” konuma gelmelerine rağmen çözülememesi, sürecin yıllar içinde nasıl yönetildiğinin örneği olarak karşımızda duruyor.

Ünlü gazeteci Uğur Dündar, 10 Nisan yıldönümü nedeniyle geçen pazartesi bir sosyal medya paylaşımı yaptı. Aynı zamanda polis çocuğu olan Dündar, paylaşımında dile getirdiği polis sorunlarının çözümü temenni ederken, “babamdan bu yana bir türlü gerçekleşmeyen” cümlesini kullandı. Dündar, 83 yaşında. Sorunların çözülememe sürecini siz düşünün!

Yıldönümü yaklaşırken, teşkilat mensupları bilhassa sosyal medyadan devleti yöneten siyasete veryansın ediyorlar bir süredir. Geçen yıl da böyleydi, ondan önceki yılda, üç yıl önce de böyleydi!

Bir gelişme olmadı ne yazık ki.

Peki polis ne istiyor?

  1. Mevcut “12 saat çalışma karşılığında 36 saat istirahat” uygulamasının kanunla belirlenmesi.
  2. Spor karşılaşmaları, miting, konser gibi etkinliklerde polise ayrıca ücret ödenmesi.
  3. Aylık 160 saat üstü görev yapmaya karşılık “fazla mesai ücreti” ödenmesinin yasa hükmüne bağlanması.
  4. Fazla çalışma ücreti olan 6 bin 800 liranın, 30 bin liraya yükseltilmesi. Ki bu konuda Büyüteç’te gelişmeleri aktardım.
  5. 3201 Sayılı Polis Meslek Yasası’nda polisin özlük haklarının iyileştirilmesi.

Muhalefet “araştırılsın” dedi, iktidar “hayır” yanıtını verdi!

Bu taleplere bakınca insani ve vicdani talepler olarak görmek mümkün elbette.

Ancak teşkilatın personel sayısının “şimdilik” 350 bin dolayında olması, mevcut iktidarın gözünü korkutuyor.

Eh, az önce okuduğunuz görev yelpazesi söz konusu olduğunda iktidar polisten de vazgeçemiyor!

Polisin her sesini yükselttiğinde her ne hikmetse devreye “bütçe olanakları” giriyor. Devletin yönetimi, polisin haklarının verileceğini açıklamaya başladıkları sırada kurdukları ilk cümle “bütçe olanaklarının el vermesi” koşulu oluyor.

En son geçen salı TBMM’deki genel kurul çalışmaları sırasında, polisin sorunlarının tespiti ve çözümünün sağlanması amacıyla muhalefet, meclis araştırma komisyonu kurulmasını önerdi.

Ancak, önerge AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi!

Hatta kendisi de 35 yıl boyunca emniyet teşkilatında görev yaptıktan sonra AKP’den TBMM üyesi seçilen Kocaeli Milletvekili Veysal Tipioğlu, muhalefeti “popülistlikte” suçlamaktan geri durmadı.

Genel kurulda yaşanan tartışmanın yer aldığı tutanakları incelemek isteyen meraklılar için linki de bıraktım buraya. Tam ibretlik tartışma var tutanaklarda.

Polis intiharları

Polislerin intiharları gündemden düşmüyor bir süredir.

Çoğunlukla muvazzaf ancak emeklilerin de kimi zaman merkezinde olduğu intihar veya aile içi şiddet olayları kamuoyuna yansıyor.

Sosyal medyanın gücüyle çok kısa sürede geniş kitlelere ulaşan olaylar, geride soru işaretleri bırakıyor.

İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü, yaşamlarına son veren tüm polislerle ilgili araştırma / soruşturma yürütüyor. Müfettişler, intihar sürecini inceleyip rapor hazırlıyor. Raporlarda bakanlık ve genel müdürlük arşivlerine alınıyor.

İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu, geçenlerde bu konuda özel bir sunum yaptı yönetime. Ulaşılan sonuçları açıklamayayım. Öğrendiğim bilgiler, pek içi açıcı değil zira.

Sıkça yaşanan intihar olaylarının farklı sebepleri var elbette. Ancak, ekonomik güçlükler, görev yoğunluğu ve mobbing denilen amir / müdür zorbalığı, teşkilat içinde karşılaşılan haksızlıklar öne çıkan sebeplerden.

Ekonomik güçlüklerin altındaki neden, polislerin gelir gider dengesini koruyamaması. Hayata “orta düzeyde” devam edebilmek amacıyla aşırı borçlanmaları. Borçlarını, yasal kredilerle, borsa veya sanal bahis gibi yollarla kapatmaya çalışmaları ve bu yöntemde başarılı olamamaları, hayatlarına son vermeyle sonuçlanıyor.

Görev yoğunluğu ve üst amir zorbalığı için açıklamaya gerek yok sanırım. Her şey ortada.

Son örnek Elazığ’dan geldi. Trafik konusunda tartıştığı sürücünün adliyede hakim olması sonrasında uyarıyı yapan komiser açığa alındı. Bir başka olayda da beş yıl önce AKP’li milletvekilini trafikte çeviren polisler, hem AKP’li Zeynep Gül Yılmaz’dan “şerefsiz” lafını işitti hem de meslekten ihraç edildiler. Hemen her gün bir yenisi gündeme düşüyor benzer olayların.

Teşkilat içinde karşılaşılan haksızlıklar konusu da önemli. Hak ve adaleti korumakla görevli kurumun personeli, kurumunda yaşadığı haksızlıklar ve adaletsizlikler karşısında kurtulmanın yolunu yaşama veda etmekte buluyor.

Emniyet amiri neden yaşamına son verdi?

Bu duruma örnek olacak yakın zamanda çok dramatik olay yaşandı. Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesindeki Terörle Mücadele Dairesi’nde görev yapan emniyet amiri Birson Ergene, yaşamına son verdi.

Ergene, mesai arkadaşlarınca sevilen ve başarılı bir polis amiriydi. Hatta bir dikkat çekici bilgi daha vereyim. Ergene, TEM Dairesi’ndeki görevi çerçevesinde IŞİD terör örgütüyle mücadelede yer alıyordu. Örgütün faaliyetlerini yakından izleyip mücadele yöntemlerinin geliştirilmesinde görev aldı. Öyle ki, Yalova’da yaşanan IŞİD çatışmasıyla ilgili dosyayı yürüten ekipteydi. Ailesi evladını, emniyet ise liyakatli personelini yitirdi maalesef.

Ergene’nin, kişisel maddi borçlarını karşılamak amacıyla teşkilatın yurt dışı kadrolarında görev almayı hedeflediği ve açılan sınavın yazılı bölümünde başarı sağlamasına rağmen “torpili olmadığı”ndan dolayı sözlü sınavı kaybetmesiyle yaşadığı sıkıntının üzücü tabloya neden olduğu kamuoyuna yansıyan haberlerde yer aldı. Emniyet Genel Müdürlüğü ise iddialara yönelik bir açıklama yapmadı ve “üç maymunu” oynamayı tercih etti.

Anlaşıldığı üzere Emniyet Genel Müdürlüğü, polislerin intihar olaylarının görünmesinden ve tartışılmasından hoşnut değil. Çünkü öncelikle yönetim zafiyeti ortaya çıkacak. Sonrasında ise, yönetim zafiyetinden kaynaklanan uygulamaların tartışılması kaçınılmaz olacak.

Yurt dışı görevlendirmesinde yaşanan olaylar zinciri

TEM Dairesi’nde görevliyken yaşamına son veren Ergene’nin olayını araştırırken ilginç bir bilgiye ulaştım.

Şöyle ki emniyetin yurt dışı kadrolarının sayıca en yoğun olduğu görev yurt dışı misyon korumadır. Yani yabancı ülkelerdeki temsilciliklerin korunması ya da özel görev misyonu varsa o kadrolarda görev alan polisler “görev sürelerince diplomatik pasaport” sahibi oluyor. Misyon koruma görevindekiler ayrıca yine görev süreleri boyunca geçici statüde Dışişleri Bakanlığı personeli oluyor.

Durum böyleyken önceki İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın döneminde bir grup misyon koruma polisinin yurt dışı göreve gönderilmesi planlandı. Yaşamını kaybeden Ergene’nin de katıldığı sınavlar gerçekleştirildi. Adaylar belirlendi. Yurt dışına gönderilecek personelin son listesi hazırlandı. Güvenlik soruşturmaları yapıldı. Ancak gidecekler listesinde yer alan birkaç personelin ünlü gizli tanık Garson’un verilerinde “sakıncalı” olduğu anlaşıldı.

Bu isimlerin listeden çıkarılması gerekirken, her zaman olduğu gibi “gizli bir el” devreye girdi. Söz konusu sakıncalı isimlerin gönderilmesi için İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü’ne baskı yapıldı. Bakan Yerlikaya isimlerin çıkarılması konusunda direndi. Ancak gelen baskıdan bunalan Bakan Yerlikaya ve Emniyet yönetimi isimlerin yer aldığı kararnameyi onayladı. Böylece “sakıncalı” personelin de içinde bulunduğu grup, yurt dışına gönderildi. Hatta bu isimler nedeniyle kararnamenin çıkması bir süre gecikti bile.

Buradan İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü yönetimine bu konuyu sorayım; söyleyecekleri bir söz varsa Büyüteç kendilerine açık.

Yeri gelmişken, emniyette yaşanan kadrolaşmalarda cemaat, tarikat, siyasi gruplaşmalar, siyasetin kontrolde tutmak istediği kadrolar gibi konulara hiç girmiyorum. Zaten şimdilerde özellikle üst yönetimde bu konuda ciddi bir savaş / mücadele var.

Yaklaşık 350 bin kişilik teşkilatın başı olan Emniyet Genel Müdürü’nün, yeni İçişleri Bakanı değişimi sonrasında görevde kalıp kalmayacağı bile belli değil üstelik.

Her geçen gün ülke ve toplum adına görev yapmaya çalışan personel sayısı azalıyor ne yazık ki.

10 Nisan 2026’ya gelindiğinde polisin içinde bulunduğu tablo bu kadarla sınırlı değil. Polisin yurttaşa yaklaşımı ve siyasetin elinde dönüştüğü şekil var ki, ayrı bir yazı konusu. Hatta kitap konusu olur!

Her türlü olumsuzluğa karşı, üniformasının değerini bilen, göğsündeki polis yıldızının hakkını veren, namusuyla çalışan, haksızlıklara karşı duran ve Atatürk ilkelerinden sapmayan “muvazzaf ve emekli tanıdıklara” selam olsun.