Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

EYLEMSİZLİK SENDROMU

Anton Çehov’un 1892 yılında yayımlanan Altıncı Koğuş adlı kitabı, Rus toplumunun yozlaşmış yapısını, taşra hayatının tekdüzeliğini ve elit aydınların duyarsızlığını eleştiren sarsıcı bir başyapıttır.

Anton Çehov’un 1892 yılında yayımlanan Altıncı Koğuş adlı kitabı, Rus

Eser, bir taşra hastanesinin akıl hastaları bölümü olan 6. Koğuş etrafında şekillenir.

Dr. Yefimıç hastanenin başhekimdir. Zeki, felsefeye meraklı fakat son derece eylemsiz bir aydındır. Hastanedeki berbat koşulları, pisliği ve yolsuzlukları değiştirmek için kılını kıpırdatmaz. Acının kaçınılmaz olduğunu, insanın her koşulda içsel huzuru bulabileceğini savunarak kendi tembelliğini meşrulaştırır.

Gromov eski bir üniversite öğrencisi ve maruz kaldığı haksızlıklar yüzünden zulüm görme paranoyası (takip edilme korkusu) yaşayan zeki bir akıl hastasıdır. Altıncı Koğuş’ta kalmaktadır.

Nikita: Koğuşun düzenini hastaları acımasızca döverek sağlayan, kaba ve duyarsız bekçidir.

Dr. Yefimıç, bir gün tesadüfen uğradığı 6. Koğuş’ta hasta Gromov ile derin bir felsefi sohbete koyulur. Kasabada kendi entelektüel seviyesinde konuşacak kimseyi bulamayan doktor, Gromov’un felsefi ve adalet içerikli eleştirilerinden çok etkilenir.

Doktor, her gün saatlerce akıl hastanesine giderek bu “deli” adamla hayatı, acıyı ve ölümü tartışmaya başlar. Doktorun bir akıl hastasıyla bu kadar sık vakit geçirmesi, hastanedeki diğer personelin ve kasaba halkının dikkatini çeker. İnsanlar Doktor Yefimıç’in de akıl sağlığını yitirmeye başladığını düşünür.

Çevresindekiler entrikalar çevirerek doktoru görevinden uzaklaştırır. İşini kaybeden ve yalnızlığa itilen doktor, felsefi olarak savunduğu “acıyı umursamama” teorisinin pratikte hiçbir işe yaramadığını, yoksulluk ve çaresizlik içine düştüğünde anlar.

Sonunda, bir komplo ile bir zamanlar müdürü olduğu hastanenin Altıncı Koğuşuna bir hasta olarak kapatılır. Bir gün önce dışarıda özgürce felsefe yapan doktor, artık bekçi Nikita’nın yumruklarına maruz kalan bir mahkumdur.

Çehov, seyirci kalıp “eyleme geçmeyen”, sorunları uzaktan izleyip felsefe yaparak acıyı yok sayan elit aydınların, sisteme müdahale etmedikleri sürece eninde sonunda o sistemin kurbanı olacaklarını gösterir.

Dr. Yefimıç, hastaneyi devraldığında içerideki pisliği, hırsızlığı ve bekçi Nikita’nın hastalara uyguladığı şiddeti görür. Ancak bunları düzeltmek yerine zihninde felsefi bir kale inşa eder.

Stoacılığı ve çileciliği kendine siper ederek şu rasyonalizasyonu yapar:

“Acı çekmek ile zevk almak arasında hiçbir fark yoktur, her şey zihindedir.”

Doktor, eyleme geçmek büyük bir çaba gerektirdiği için tembelliğini ve korkaklığını “bilgelik” olarak ambalajlar. Sorunlara gözünü kapatır, odasına çekilir, birasını içer, kitap okur ve dünyayı uzaktan izler.

Doktor, hileyle 6. Koğuş’a kapatılıp bekçi Nikita’dan ilk yumruğu yediği an, yıllardır savunduğu “Acı zihindedir, dış koşullar önemsizdir” felsefesinin koca bir yalan olduğunu anlar. Canı yanar, aşağılanır ve adaletsizliğin yakıcı gerçeğiyle yüzleşir.

Ancak artık çok geçtir; seyirci kaldığı canavar, onu yutmuştur.

Bir Alman Protestan Papaz olan Martin Niemöller’in Nazi zulmüne ve eylemsizliğe ilişkin sözünü etkiyi artırmak için aşağıya ekliyorum:

“Önce sosyalistler için geldiler, sustum—çünkü sosyalist değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, sustum—çünkü sendikacı değildim.
Daha sonra Yahudiler için geldiler, sustum—çünkü Yahudi değildim.
Sonra benim için geldiler—benim için konuşabilecek hiç kimse kalmamıştı.”

Kötülüğe, adaletsizliğe ve yozlaşmaya karşı sessiz kalmak, o kötülüğü onaylamaktır.

Bize dokunmayan bir haksızlığı uzaktan izleyip felsefe yapmak konforlu bir aldatmacadır. Eğer gücümüz varken sistemi iyileştirmek için eyleme geçmezsek, o sistem gün gelir bizi de ezer.

Gerçek aydınlanma, dünyadan elini eteğini çekip felsefe yapmak değil; adaletsizliğe karşı ses çıkarıp eylemle dünyayı değiştirmeye çalışmaktır.

Kötülüğe direnmeme felsefesi, sadece sıcak odasında yemeğini yerken felsefe yapan konforlu elitler için geçerlidir. Gerçek bir kırbaç darbesi yiyen hiçbir insan, acıyı zihninde yok edemez.

“Sadece Düşünmek Bir Erdem Değildir”

Aydın kesimin en büyük kibri buradadır.

Okumak ve entelektüel olmak tek başına bir insanı “iyi” veya “ahlaklı” yapmaz. Çok iyi bir kütüphaneye sahip, sürekli okuyan ve analiz eden biri olabilirsiniz; ancak bu entelektüel birikim, eyleme dönüşmeyen her zihinsel faaliyet, aydının kendi vicdanını rahatlatmak için kullandığı bir uyuşturucudur.

Sosyal medya entelektüelliği aşamasından da sıyrılmak gerek.

“Yapay Enteller (YE)” diyeceğim bu gruba. YE’ler hep başkalarının hazırladığı bir gönderiyi paylaşarak veya “beğenerek” dünyadaki adaletsizliklere karşı görevlerini yerine getirdiklerine inanırlar.

Dijital dünyada yükselen hashtag kampanyaları, genellikle ekran başından kalkıp fiziksel bir eyleme, bağışa veya yapısal bir değişime dönüşmez.

Profil resmini değiştirmek veya en fazla muğlak bir kınama mesajı yayınlamak, YE’ye anlık bir ahlaki üstünlük duygusu ve vicdani rahatlama sağlar.

Ekran arkasından veya yemek salonlarında dünyayı kurtaran modern insan, dijital yankı odasından çıkıp hayatın gerçek, sert ve karmaşık sorunlarıyla doğrudan karşılaştığında benzer bir çaresizlik ve şok yaşar.

Bu duruma ben “Yapay Yabancılaşma (YY)” diyeceğim.

Yapay Yabancılar, dijital dünyada her konuda fikir sahibi olan, her şeyi eleştiren ama gerçek hayatta statükoyu değiştirmek için risk almayan, hayatı sadece ekranlardan seyreden bir nesle dönüşenlerdir.

Yapay platformlarda olmak isteyip olamadığı sanal karakterler üzerinden iki eleştiri, bir yorum yaparak tatmin sağlayanlardır.

YY’nin farkına varmadan ve YE olma riskine girmeden yapılabilecekler konuşulmalıdır.

Elbette sosyal medya üzerinden cehalet pompalayanlarla mücadele doğrudur. Ama içerik ve düşünce üreterek!

Bunun için bu yazıyı okuduğunuz yerde sizleri “Köşe Yazarı” olmaya davet ediyoruz. Tabii ki birtakım engelleri olanlar mahlas kullanacaklardır. Mahlas kullanmak fikirleri sınırlamaz.

Buradan başlayabiliriz.