Şu tespitin ben canlı tanığı idim: 1994 Nisan kararları benzeri bir konjonktüre evrildik. 1994 Nisan kararlarında bir bankada şube yöneticisi idim. Döviz ile borçlanmak cazip idi. Ani devalüasyon bir anda ortalığı alt üst etti. Amaç yere çakılmadan önce zorunlu inişi sağlamaktı. Sarsıntılı oldu ve bir yıl içinde seçime gidildi. Çünkü daha fazla devam etmek iktidar partilerini iyice eritecekti. (1995 Seçiminin galibi Refah oldu. Bence asıl gerekçe seçimi çok fazla finanse edebilen onlardı. Çünkü Almanya’ da güçlülerdi. Oradan çok döviz akıttılar. Bir de hepsi döviz sever insanlardı. Cepleri bir günde iki katı lira ile doldu. Hazine yardımı olmadan müthiş bir kampanya için kaynak yarattılar..NOT. 1991 seçimlerinde baraj altı olan (%7-9.?) oyları 1995 erken seçimlerinde %21’e çıkmıştır… Kararları alan DYP ve SHP koalisyonu bir sonraki seçimlere bölünerek girdiler. SHP-DSP, DYP-ANAP aradan Refah sıyrıldı. Aynı senaryo denenecek bence. (Politik Konjonktür Hareketleri” (Political Business Cycles) veya klasik anlamıyla “Seçim Ekonomisi” başlıyor.
Kur artışı ve borçlanmayla başlayıp baskın seçimle taçlandırılmak istenen bu popülist senaryonun aşama aşama ekonomik anatomisi ve kaçınılmaz sonuçları şu şekildedir:
1. Kur Artışı ve Borçlanma. İlk aşamada ihracat gelirlerini TL bazında artırır ve ithalatı kısarak geçici bir dış ticaret dengelenmesi hissi yaratır. Turizm de olumlu etki sağlar. Devlet, yüksek enflasyon ortamında “enflasyon vergisi” ve artan borçlanma ile kasaya hızlı nakit (kaynak) akışı sağlar.
2. Popülist Politikalar (Ücret ve Emekli Zamları) Hükümet, yarattığı bu geçici nakit kaynağını seçmeni konsolide etmek amacıyla kullanır. Asgari ücrete, memur ve emekli maaşlarına piyasa beklentilerinin çok üzerinde, yüksek oranlı zamlar yapılır.
3. Baskın Seçim Hükümet için en kritik aşamadır. Yapılan yüksek zamların piyasada yarattığı sahte bahar havası kaybolmadan ve enflasyon bu zamları tamamen eritmeden önceki o dar zaman aralığına denk getirilmelidir.
Seçmenin cebindeki paranın henüz değer kaybetmediği o “tatlı anı” yakalayıp sandıktan zaferle çıkmaktır. (Benim öngörüm Ekim 2026 ile Nisan 2027 arası bir pazar günü. Bu gidişatı 2028’e taşıma dinamikleri bulunmuyor.)
4. Seçim Sonrası Ertesi Gün, acı Reçete (Kaçınılmaz Son)
Seçim bitip sandıklar kapandıktan sonra, bu popülist döngünün faturası tüm çıplaklığıyla masaya gelir:
Bu yola giriyoruz, başka çare kalmadı. O seçimi bila kayd-ı şart kazanmalıyız konusuna odaklanıldı. Ülkemin refah ve kalkınması kimsenin ipinde değil.

